O Yaz

Aşk | Sevgi | Mutluluk | Hüzün | Ayrılık |

About Me

This is the place where you can put a brief summary of yourself. Or perhaps you have something to be shown off.

To completely remove this top box (i.e recent post, about me & search), head to header.php, delete everything between "TopBox: START" and "TopBox: END".

Archive for Mart, 2008

İskender Lahdı

Written by admin on Mar 7th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

Topkapi Müzesi gibi, onun hemen yaninda bulunan Arkeoloji Müzesi de sanat harikalari en güzel örnekleri buradadir.

Eski çagin en güzel eserlerinden biri olan Büyük Iskender’in lahdi de burada bulunuyor. 1887′de, Lübnan’in Sayda Sehri yakinlarinda Türk müzelerinin kurucusu Osman Hamdi Bey tarafindan ortaya çikarilarak Istanbul’a getirilen bu lahid, en iyi korunmus bir eserdir.

Beyaz ve temiz bir mermerden yapilan lahdin, ev çatisi gibi üçgen bir kapagi vardir. Lahdin dageri, üzerindeki kabartmak heykellerden ileri geliyor. M.Ö.4. yüzyilda hüküm süren Makedonya Krali Iskender için yapilan bu lahdin uzun yanlarindan birinde Iskender’in Perslerle yaptigi savas tasvir postu basligi ile ve saha kalkmis atinin üzerinde gösteren bir kabartma var. Sag uçta ise savasan askerler yeraliyor.

Lahdin öbür yaninda bir av sahnesi görüyoruz. Iskender burada atini dörtnal sürerken görülüyor.
Ölçü. Ahenk, güzellil ve anlam bakimindan. Eski çag heykelciliginin saheserlerinden sayilan lahid, seyredenleri hayran birakmaktadir.


Bursa Tarihi Mekanlar

Written by admin on Mar 7th, 2008 | Filed under: Şehirlerimiz

Genel Bir Görünüm

**Siyah-beyaz kareden yeşillikler içinde bir Bursa

Yeşil Türbe


Cunda - Ayvalık

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Tatil Yerleri

Cunda

     Güzelliklerine doyulmayan,adeta Tanrının kullarına bir lutfu gibi olan Ayvalık’ın karşısındaki adaya Cunda deniyor.Bu adanın, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyasindeki Yund Adaları olduğu, Yund adının giderek Cunda’ya dönüştüğü, sonucuna varıyoruz.. Ayvalık’ta, emperyalist düşmana karşı ilk asker kurşununu attırmış Komutan Ali Çetinkaya anısına, ‘Alibey Adası’ dendi. Her iki isimde kullanıla geliyor, kimse yadırgamasın, yabancı kaynaklı isim sanmasın. Bazı yetki sahibi kimseler, 1980 darbesinde, bu isimde Rumluk arama sevdasına düşmüşlerdi de… Çünkü Rum taba oraya ‘Moshonisi’ (Kokulu Ada) diyordu, bu bir… İkincisi, Piri Reis’tenyola çıktık yorum yaptık; fakat birde bakıyoruz ki, İtalyanca’da da izi var Cunda’nın, gemilerin yatay sereni anlamına geliyor. Gerçekten haritaya da baktığımızda Cunda, Yatay Seren gibi! Kısacası Piri Reis’in Yund Adaları’yla İtalyanların Cunda sözcüğü birbirine çok yakın. Üstelik Cunda’nın bir yığın adası var. Yani Piri Reis, coğrafyayla da doğrulanıyor.

     Bu görüşü doğrulayan, Osmanlı döneminden kalma bir mührüde yayımladık. İşte çevirisi: Mühürde biri Arapça, diğeri Latin rakamlarıyla kazılmış tarih 1862 dir. Mührün dış kenarında büyük harflerle ve Yunanca ‘Dimarhia Moshonision’ , ortasında da Arapça harflerle ‘Daire-i Belediye, Cezire-i Cunda’ yazılıdır. Biri Yunanca, diğeri Osmanlıca yazılmış, eşanlamlı bir mühür yazısıdır bu: Cunda Adası Belediye Dairesi deniliyor. Ama ne varki Osmanlı Türkü bu adaya Cunda derken , Ortodoks Osmanlı ise ‘Moshonis’ (Kokulu Ada) diyordu!

    Cunda Adası doğrusunu isterseniz ağzımızdan kimi zaman, hemde kendiliğinden, Cunda, kimi zamanda Alibey Adası olarak çıkıyor; Ayvalık’ı açık denize, iki boğazıylada kapayan ya açık denizden sonra mühürleyen, bir görünüm taşıyor. Bu adanın Ayvalık tan bakıldığında solundaki boğaza Dalyan Boğazı, sağındakine de Dolap Boğazı adı verilir. Çok eskiden bir sandalın geçebileceği kadar sığ olan Dalyan Boğazı, 1880 yılın da iki yıllık bir çalışmayla açıldı; En derin yeri bir kulaçtan üçe indirildi, yirmi kulaçta genişletildi.

    Dolap Boğazı dediğimiz yerde, bir köprü var bugün. (Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü olarak kabul adiliyor.1966 yılında Senatör Nejat Sarlıcalı’nın önayak olması ile yapıldı. 54 m uzunluğundadır; Toplam 6 ayak üzerinde durmaktadır.) Bu köprüden önce, adaya geniş bir salla geçilirdi, yani 36 yıl öncesine kadar … Köprüden sonra Ayvalık’a gelmek için , Soğan Adası’ndan sonra (Lale Adası) , 500 m uzunluğunda bir yol vardır. 1817 de yapılan eskilerin ‘Peratariya’ (geçit) dedikleri bu yol , atlı bir arabanın ancak geçebileceği genişlikteydi. 1960 lı yıllarda başlayan çalışmalarla , günümüzde yayalar için bırakılan geniş şeritler dışında, iki aracında rahatça geçebileceği bir düzeye getrilmişltir.

    1900 lü yıllarda , 8-10 bin kişinin oturduğu adada , ikibin insan barınır günümüzde. O yıllarda 4 ilkokulu , 1 kız okulu , 1 öksüzler yurdu varken , bugün sadece bir ilköğretim okuluyla bir çocuk yuvası bulunuyor. Ahtapot üretimi yılda 100 bin kg dı, burada yetiştirilen üzümler yetmediğinden , dışarıdanda getirtilerek üretilen şarap miktarı 500 bin lt di.

    Ada ilçesi dedik. Evet Cunda , namı değer Alibey Adası , ilk Ayvalıklılar’dan Sn. Hüseyin Önen’in verdiği bilgiye göre , 31.03.1908 de İstanbul’daki ünlü gerici isyanından sonra, bucak oluyor. O tarihe kadar Osmanlı yönetiminde , Midilli Valiliği ‘ne bağlı bi rilçedir Cunda. Belediyesi vardır, okulları vardır , o da Ayvalık kadar olmasa bile zengindir , görkemlidir…Güzelim binalarının yoğunluğu , Ayvalık’ı da geniş ölçüde harap eden 1944 zelzelesiyle birlikte ortadan kalkar, günümüz Cundası doğar.
   Yazları Ayvalık’tan ve Cunda’dan , saat başlarında karşılıklı motorlar kalkar. Bu 15-20 dakikalık deniz yolculuğu dinlenmeye gelenlere kısa süreli bir eğlence gibidir, teknelere binmeye adeta can atarlar adaya bu yollada karayoluyla yarım saatte bir kalkan belediye otobüsleriylede gidilebilir.Her iki yolda kendine özgü renkler taşır.
   Adaya vardığınızda, tepelerine çıkarak , doğayı izlerseniz, boğazların adaların , içiçe girmiş koyların, zeytin ve çam ormanlarının güzelliğine doyamayacaksınız . Pekiyi , ya adanın içerisi.
   Kentsel yada mimari cümbüş, ada sokaklarında sarhoş eder insanı! Neo-klasik mimari hayranlarına ; doğayla ve sessiz bir kentte yaşam isteği olan tutkunlara , en uygun yerdir bu sokaklar. Kah , girilen bir sokağın loşluğuna karşın , bir kapının dibinden fışkırıp üst kat penceresine tırmanan asmasıyla , Venediğin dar bir sokağında ; Yeşile hiç yüz vermemiş kimi sokağında da adeta Bizans ta duyumsarsınız kendinizi. Doğa, tarih, mimarlık ve siyaset yollarında dolaşır durursunuz artık… Eski insanların eski uygarlıkların bir yeridir bu ada. Bol bol yorulana dek gezin… Kıyı kıyı , çepeçevre , inişli çıkışlı yollarda dolaşın… Öyle koylarla , öyle yüzülecek , dinlenilecek yerlerle karşılaşıcaksınız ki eski insanların buralara yerleşme nedenlerini , kendi kendinize keşfedeceksiniz. Filozof, tarihçi, coğrafyacı. Stravon ve ondan sonra gelen Plinius buradanda söz ederler hep. Günümüzün yoran , çıldırtan kirli uygarlığından uzaklaşma olanağını bulacaksınız bu yerde . Eskiden burada oturan Osmanlı Rumları , boşuna kokulu ada demediler buraya ! …
   Dinlendiğiniz yada sadece gezmek için geldiğiniz adanın zevkine tam varabilmeniz amacıyla , İsa’dan önce gelmiş yazarlarında , buralardaki uygarlıklardan birşeyler yazdıklarını ekleyelim de görevimizi yapmış olalım: Klaodius , Ailianos ve Ptolomaios bizden vede yani araştırma sonuçlarına değin şimdilik bu kadar…
   GÜN BATIMINI KAH TEPELERİNDEN, KAH KIYILARINDAN İZLEMEK…
   Paha biçilmez güzellikleri olan, büyüleyen bir denizin çevrelediği ve önceki oturanlarında ‘Küçük Paris ‘ diye adlandırılan Cunda da gün batımını , kah tepelerinden , kah kıyılarından izlemek, insana , olağan üstü hoş bir ruh tinliği verir.Başınızda yazlık bir şapka olması koşuluyla, sokaklarında, tepelerinde,kıyılarında, hatta adalarında dolaştınız; Canınızın çektiği yerlerde denizine girdiniz , birkaç kulaç atarak, kimi yerde de merakınız varsa dalarak , kimi kuytuda uykuya yatarak , güneşin Midilli sırtlarından yok oluşunu da izleyerek akşamı ettiniz…. Acıktınız da … Çok acıkmanız doğal . Çünkü güç harcadınız , hamlığınızı attınız ve en önemlisi bol miktarda su kadar gerekli , hayat kaynağı katıksız oksijen aldınınz … Hatta oksijen bolluğundan bir tuhafsınız adeta sarhoşsunuz da ayırdın da değilsiniz ! … Sahile inerek Bay Nihat Lale Restaurant’ın masasına çöküp , oturun. Papalinanızı , çipuranızı , fangirinizi, mercanınızı, levreğinizi, barbununuzu ve daha yüzlerce çeşit denizin sunduğu nimetleri , zevkinize uygun bir kadeh içkiyle yiyin. Burada ayçiçek yağının lafı bile edilmez. Ünü yurt dışını aşmış zeytinyağının , ultra güzelinin memleketinde , ayçiçek yağının kullanılmasının ayıp olguğunu düşünelim!
   Birde damak tadını bilmemek olduğunu…

MERAKLILARINA: ADA’NIN KİLİSELERİ
1-TAKSİHİYARHİS KİLİSESİ:
   1873 te inşa edilmiştir. Şimdi artık akmayan Aşağa Çeşme sırasındadır. Rumlaqrın geleneksel olarak uyguladıkları, Bizans Mimarisi stilindedir. Cunda adasının metrepol kilisesiydi.

2-AYA TRİYADA:
   1865 te yeniden inşa edildiği kaydediliyor. Adanın ilk inşe deilen kilisesidir. Günümüzdeki Bakkal sokağının sonunda, büyük bir arsa var; kilise oradaydı.

3-AYOS DİMİTRİYOS:
   Doğuya bakan yönde, yel değirmenlerine yakındı deniyor.

4-PANAYA KİLİSESİ:
   Bakkal sokağının başında, iki buçuk duvarı duruyor.1850 de ikinci kez inşa edilmiş.

5-AYOS PANDELEYMONAS:
   Kuzeybatıdaydı kaydı var. Alt sıradaki Ayos Nikolaos Kilisesi gibi denizciler tarafından, azizleri anısına inşa edilmiştir

6-AYOS NİKOLAOS:
   Buda kuzeybatıdaydı deniyor.

7-AYOS YANNİS:
   Adaya girişteki sol tepenin üstünde , dört duvarıyla duruyor. İçinde bir şey kalmamış. Üç denizide gören konumdadır buraya aşıklar tepesi deniyor şimdi.
MANASTIRLARI:
   1817 sayımına göre, ada üzerinde 7 manastır vardı. Sonradan inşa edilen, Cunda’nın kuzeydoğusuna uzanan Ayvalık yönündeki ucun tepesinde bulunan Evan Gelistriya Rahibeler Manastırıyla sayıları, 8 e ulaşmıştır.

1-ÇAMLI MANASTIR (TAKSİYARHİS TA ÇAMYA):
   Adanın merkezinden yaya olarak ve pateriça yolundaki ekşi çeşmenin sol yanı izlenerek, rahat bir yürüyüşle bir saatte varılabilir. O eski yıllarda Ayvalıklılar’ın , Cundalılar’ın , çam kokulu havasını solumak için günübirliğine gittikleri bir tatil ve bir Mayısı kutlama yeriydi.

2-LEKA PANAYA MANASTIRI YADA KORUYAN MERYEM MANASTIRI:
   Ayvalık’ın Dalyan Boğazından çıkışta sağda, aynı boğazdan girişte solda,zeytin ağaçlarının arasından görünen boğaza hakim manastır Leka Panaya dır.

3-AYIŞIĞI MANASTIRI ( AYDİMİTRİ TA SELİNA):
   Cundanın kuzeye bir uzantısı olan Pateriçanın anlamı ‘Koltuk değneği ) dir . Bu kara uzantısına, denizdende karadanda gidebilirsiniz. Karadan gidiş, kısa ve çabuk olur. Pateriçanın birinci köyü ile ikinci köyü eski dönemde aşağı damlar, yukarı damlar deniyordu. Geçtikten sonra, 45 dakikalık bir yürüyüşle ‘Ayışığı Manastırı’ na varabilirsiniz. Bir kapısı üzerinde 1771 bir diğerinde 1795 tarihinin kazınmış olduğunu görürsünüz. Bu tarihlerin manastırın onarım tarihleri olduğu söyleniyor.

4-AYOS APOSTOLOS MANASTIRI:
   Cunda’ya giden köprüyü geçip soldaki sahil yoluna saptığımızda 500 m sonra sağ yukarıdaki küçük tepede… 4 duvarı duran, mimarlık sanatından eser taşımayan , gelişi güzel bir yapı. Küçüklüğünden 2-3 keşişin barınmış olabileceğini sanıyoruz. Manzarası iyi.

5-TAVUK ADASI MANASTIRI (AY YOANNU TOU PRODROMOU):
   Cunda sahilinden rahatlıkla görebilirsiniz. Hatta yüzerek dahi adaya gidilebilir. Altlı üstlü 120 odalı olduğu bunların yazlıkçılara kiralandığı ; 1821 de Osmanlı’ya başkaldırılarında , Yunan Amirallerinin bu manastırda toplanıp, Ayvalık’ı ve ayrı yerleşim yeri olan Moshonis ‘in ( Cunda) kurtarılmasını planladıklarını kaydediyorlar.

6-GÜVERCİN ADASI MANASTIRI ( AY YORGİ MANASTIRI ):
   Korsanların sığınağa olan bir adadır burası, doğal bir dalyan dır , geçmişte acımasız korsanların yaşlandıklarında, denizleri harmanlayamadıkları dönemleri geldiğinde, ellerindeki kandan , günah ve cinayetlerinden arınmak için sığındıkları bir manastırdı burası.

7-PROFİT İLİYA MANASTIRI (İLYAS PEYGEMBER):
   Köprünün Cundaya gidiş yönünde 200 m sonra , deniz tarafında temel kalıntılarından az bir şey duruyor.

8-KIZLAR MANASTIRI (EVAN GELİSTRİA)
   Bu kiliseler ve manastırların listesini eski Cundalılar Sitsa Karaiskaki nin ‘Yurdum : Kokulu Adalar ‘, Vasiliki Ralli’nin ‘Unutulmaz Yurt’ : küçük Asya kitaplarından derledik.
ESKİ KENTLER UYGARLIKLAR YATAĞI
   Antik dönem dahil , onu izleyen yüzyılların yazarlarını da eklediğimizde , 12 den fazla tarihçinin Cunda adalar dizisi üzerine yazdığını saptıyoruz. Bize verilen bir bilgiye göre 1895 te yayınlanan ‘Hekatonissos’ adlı kitabında eski Osmanlı uyruklu Evstratios Drakos adlı Cundalı bir coğrafyacı bu adaların tarih öncesini anlatır. Bu Cundalı coğrafyacı Drakos’u kaynak göstererek Ayvalık üstüne yazmış buradan gitmiş olanlar şöyle diyorlar: Pordosolene antik dönem uygarlığı , günümüzdeki adı lale olan Soğan Adasındadır. Bu kent sonradan, Pirgos ta ( Maden Adası ) kuruldu. Buralardan çıkarılan iki kitabenin kanıt olduğu öne sürülebilir. Ama ne varki , bu yazıtlardan bir pirgos öteki ise antik Kidonia ( Ayvalık) kentine aittir. Bu yazıtlarında dar uzun geçidin ( Soğan Adası nı Ayvalık’a bağlayan ) genişletilmesi sırasında ortaya çıkarılduğı balirtilir. Fakat gelin görün ki bu iki kanıt Ayvalık’ın tahrip edildiği 3 Haziran 1821 de Ayvalık akademisin de kaybolur!Yapılan araştırmalar Pirgosun ( Pordosolone) Roma çağında inşa edildiğini göstermiştir. Nasos( Cunda) , antik çağda , köprünün Alibey Adası kesimindeydi .Battıktan sonra günümüzdeki yerinde inşa edildi. Yani bugünkü Cunda. Çıplak Adada ve Pirgos ( Maden Adası’n da ) çok sayıda kalıntılara ve Bizans paralarına rastlanmıştır.

CUNDA DA PARA BASILIYORDU
   Küçük küçük te olsa , eski uygarlıklar yatağı Cunda adının daha Nasos olduğu Maden Adası’ndaki Pordosolone uygarlığının yaşadığı dönemde , sikkeleri elden ele dolaşan bir yerdi. Cunda’nın ayrı parası vardı , Pordosolone ( Maden Adası ) nın ayrı…
   Para kataloklarının Küçük Asya bölümünde ‘Classıcal and Hellenıstıc periods:Ionia ‘ başlığı altında , bu sikkelerin de fotoğrafları yayınlanmıştır.
   Bu iki uygarlığın yok olduğu yerde , Osmanlı’nın Yunda , bizim Cunda dediğimiz bu adada , para basma geleneği 1882 ye kadar gelir. İlginçtir çevre belediyelerden yine ileridedir burası … Tıpkı belediye kurmada olduğu gibi.
   Sikkelerde , örneğin Çanakkale’ nin 1897 , Bayramiç Belediyesi’nin 1902 , Midilli de ki Plumari Belediyesi’nin 1890 , Dikili Belediyesi’nin 1895, Midilli Belediyesi’nin 1883 ve Yunda ( Cunda) Belediyesi’nin 1882 tarihini bulursunuz. Tüccarların , Belediyelerin yada kiliselerin bozuk para sıkıntısını gidermek için kendi damgalarıyla çıkardıkları genel olarak ‘Countermark’ denilen bu sikkelere ender de olsa birilerinin elinde rastlayabilirsiniz.

MOSHONİS HİKAYESİ
   Osmanlı Rumlarının Cunda’ya ‘Moshonisi’ (Kokulu Ada) dediğinden söz etmiştik. Bunun için Ortaçağda yaşamış Moshos adlı bir korsanın, barınağı buradaydı , isim bundan kaynaklanıyor derler.
   Gerçekten, Cunda’nın hemen arkasında , dar ve sığ bir boğazın ayırdığı adanın eski adı ‘Moshos’ tur . Ayvalıklılar’ın Mosco biçiminde söyledikleri ada… Bu ad zamanla tüm ada için kullanılır olmuştur.
   Başkaları da bu adada yetişen bitkilerin , yaydıkları güzel kokudandır bu ad; Bazılarıysa, kuzeybatı rüzgarlarının kuzey boğazından ve Tanrısal dağ İda dan (Kaz Dağı) getirdiği temiz havadır derler.
   Biz, son iki görüşe katılarak, şöyle bir senteze varıyoruz: Bu adanın o eski adı, zengin bitki örtüsünden çıkan kokuların ve denizden gelen iyot, oksijen le birleşiminden kaynaklanmaktadır!…
   (Ayvalık’ı Gezerken kitabının saygıdeğer yazarı Sn. Ahmet Yorulmaz Beyefendiye katkılarından dolayı sonsuz teşekkürler.)
 

Bir adalar cennetidir cunda ve civarı işte bazılar bunların hepsini hergün düzenlenen ada turları sayesinde gezebilirsiniz.

Adalar:
1)Çıplak
2)Yumurta
3)Güneş
4)Yuvarlak
5)Kamış
6)Kılavuz
7)Taşlı
8)Yelken
9)Yanlız
10)Küçük maden
11)Cunda
12)Hasır
13)Dolap
14)Kutu
15)Balık
16)Çiçek
17)Kayabaşı
18)Kız
19)Poyraz
20)Tavuk


Bozcada

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Tatil Yerleri

Kuzey Ege’nin gizemli adası…BOZCAADA
    
İlk görüşte güzelliğini bu kadar belli etmeyen, ama bir kere ayak bastıktan sonra hiç bitmeyecek bir aşkla bağlandığınız bir yer oldu mu hayatınızda?  Burası ufaklığından beklenmeyecek kadar çok süprizlerle dolu ve ilkini siz feribotla adaya yaklaşırken yapıyor. Nasıl da boz ve terkedilmiş görünüyor uzaktan… Ama bu görünüşe aldanmamalısınız, çünkü attığınız ilk adımla beraber sizi başka bir hikaye bekliyor. Bu boz görüntünün arkasındaki uçsuz bucaksız bağları, onları bekleyen güzelim bağ evlerini,  rüya gibi kumsallarını, pırıl pırıl temiz denizini,  size özel olacak kadar küçük koyların, kekik kokulu tepelerini, lezzetli şaraplarını ve yemeklerini keşfettikten sonra ilk gördüğünüz halini bile sevgiyle bağrınıza basacaksınız…

(more…)


Bodrum

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Tatil Yerleri

Yıl sonuna kadar uçaklarda boş yerin olmadığı, İngiliz turistlerin bayıldığı, rusların tanışmak için can attığı, Türklerin vazgeçemediği ve çılgılık duvarlarının aşıldığı bir eğlence merkezi olan Bodrum, bu çılgın kalabalığı akvaryumu anımsatan koylarıyla serinletiyor. İlk kez kez 1968 yılında tanıştığım Bodrum ile son yılların Bodrum’u arasında dağlar kadar fark oluşmuş. Örneğin çarşı içinde Bodrum’a has ve denizin mücevheri niteliğindeki süngerleri satanlar, yine mücevher satan kuyumcular olmuşlar.  (more…)


Bergama - Ören

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Tatil Yerleri

Tarihi ve kültürel turizmin geniş mozayiğini oluşturan Bergama,eski uygarlıkların iç içe yaşadığı ayrıcalıklı bir ilçedir.Sahip olduğu tarihi,kültürel ve doğal değerler her toplum,her kesim ve her yaş grubundan turiste hitab edecek çeşitliliktedir. Bergama,merkez ve çevresinde Arkaikelenistik,Roma,Bizans,Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait önemli ziyaret yerleri vardır.Bunların en önemlileri Akropol,Asklepion,Kızılavlu,Zeus Sunağı (1897 yılında Almanya’ya kaçırılmıştır.,Roma Tiyatrosu (Halk arasında viran kapı olarak biliniyor) ,timülüsler,Hanlar,Hamamlar, Camiler,köprüler ,Türbeler ve çeşmeler bulunmaktadır.Arkeolojik kazıda çıkarılanlar Bergama Müzesinde sergilenmektedir. İlçemizin turizm potansiyelinin daha iyi değerlendirilebilmesi için konaklama işletmeleri yanında eğlence ve dinlenme ağırlıklı kollektif mekanlar,park ve yaya yolları yapılmalı,cadde ve sokak ışıklandırmaları çoğaltılmalı,vitrin düzenlemeleri,sağlık ve spor tesisleri kurulmalıdır.Organize tur şeklinde gelen turistlere Bergama için sadece 2-3 saat ayrılmaktadır. (more…)


Belek Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Akdeniz’de tarih ile denizin buluştuğu muhteşem bir belde.Hem yüzmeyi hem güneşlenmeyi hem de golf sporunu sevenler için Antalya’nın 40 km. uzağındaki modern tatil merkezi Belek kusursuz olanaklar sağlar. Belek’deki National Golf Club su sporları, 18 delikli profesyonel golf sahası ve 9 delikli akademik sahası ile tatilcilere spor imkanı sağlamaktadır. Ziyaretçiler bölgede Türk mutfağının en güzel menülerini tadabilir. Akşamları açık hava diskoteklerinde eğlenebilirler.

(more…)


Babakale

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Asya’nın batıdaki en uç noktası; Babakale
Asya Kıtası’nın en uç noktasına, Babakale’ye gidiyoruz. Bölgede, ufuk hattına yaklaştıkça batmak istemezcesine yavaşlayıp nazlanan güneş, denizde eriyip kaybolurken yeri göğü bir kızartıp, bir morartıyor.
 
Gözden uzak, alabildiğince sakin, dinlendirici ve tertemiz havasıyla Asya Kıtası’nın batıdaki en uç noktası Babakale’ye gidiyoruz.
Yıl boyunca güneşin çok farklı bir görüntü ile denize batttığı, Osmanlı döneminin son kalesi Babakale, deniz ürünlerinin de cenneti.
Buram buram tarih kokan balıkçı köyünün geçmişi 1723 yılına dayanıyor. Bu tarihte kurulan Babakale, dönemin izlerini taşıyan görkemli kalesi, antik su yolları, camii, hamamı, çeşme ve ulu çınarı ile zamana yolculuk yapmanıza da neden olan güzellikler taşıyor. (more…)


Artvin Çoruh Nehri

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Artvin Çoruh Nehri

RAFTİNG

Artvin Çoruh Nehri

Çoruh nehrini barındıran Artvin ilinin topraklarının büyük bir bölümünü sarp ve geçit vermeyen dağlar kaplamıştır. Çoruh nehri bu dağlık bölgelerin arasından geçerek Karadeniz’e ulaşmaktadır. Çoruh’un Artvin sınırları içerisindeki uzunluğu yaklaşık 150 kilometreyi bulur.

3. 225 m. rakımlı Mescit Dağları’ndan doğarak toplam 466 kilometre kat ettikten sonra Gürcistan sınırları içerisinde Karadeniz’e dökülen Çoruh nehri aynı zamanda dünyanın en hızlı akan nehirlerinden biridir.Yöre, her yıl dünyanın her tarafından gelen, rafting, kano ve nehir kayağı gibi akarsu sporlarını yapan yerli ve yabancı sporcuları ağırlamaktadır.

Çoruh nehri çevresi pek çok turizm aktivitesini de barındırmaktadır. Kaçkar dağlarında zirve yapmak için en uygun rota, yöre yakınındaki Yaylalar köyü üzerindendir. Yöreden yerel rehberler ve eşyaları taşıyacak katır bulmak mümkündür.

(more…)


Çeşme Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Çeşme ilçesi, İzmir ilinin batısında yer alır. Doğudan Urla, kuzeyden Karaburun, batı ve güneyden Ege Denizi ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 5 metredir. Yüzölçümü 260 km2 dir. 1 beldesi (Alaçatı) ve 4 köyü bulunmaktadır. 2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre, ilçenin toplam nüfusu 37.372’dir. Bu nüfusun 25.257’si şehir merkezinde, 12.115’i ise belde ve köylerde yaşamaktadır. İlçede 13 ilköğretim okulu, 5 ortaöğretim kurumu bulunmakta; 4.532 öğrencinin eğitim gördüğü okullarda, 247 öğretmen görev yapmaktadır. Sağlık hizmetleri 1 devlet hastanesi, 2 sağlık ocağı, 1 sağlık evi tarafından verilmektedir. Bu kurumlarda 27 doktor, 4 sağlık memuru, 26 hemşire ve 28 ebe görev yapmaktadır. İlçede ekonomik yapıyı turizm belirlemektedir. İç ve dış turizm açısından ülkemizin sayılı merkezlerinden olan Çeşme’nin, turizmdeki öneminin önümüzdeki yıllarda çok daha artacağı öngörülebilir. Yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı (Erythrai), ilçenin görülmeye değer tarihi zenginliklerinden biridir. Pausanias’a göre, Erythrai (Ildırı), Giritliler tarafından kurulmuştur. M.Ö. 7.yy’da tiranlar tarafından yönetilen kent M.Ö. 560 tarihinde Lidya egemenliğine girmiştir. Kent İskender tarafından özgürlüğüne kavuşturulana dek Pers egemenliğinde kalmıştır. Oldukça güzel taş işçiliğine sahip surlarla çevrilidir. Kentte yapılan arkeolojik çalışmalarda, M.Ö.7.yy’ın 2. yarısına tarihlenen Athena Tapınağı ve Tiyatrosu açığa çıkarılmıştır. Çeşme yöresi, XI. yy. sonlarında büyük Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliği ile tanışmıştır. Osmanlı egemenliğine geçişi, XIV. yy. sonlarındadır. En çarpıcı Osmanlı eserlerinden biri burada bulunan Çeşme Kalesi’dir. Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir. Kaleye ek olarak bir de kervansaray bulunmaktadır Tarihi Ve Turistik Mekanlar [değiştir] Çeşme Sahil Çeşme Kalesi ve Müzesi [değiştir]Çeşme’nin en çok ziyaret edilen tarihi eseri II. Beyazıt’ın yaptırdığı kale bugün müze olarak kullanılmaktadır. Çeşme kalesi ise, 1508 yılında Osmanlı Padişahı II. Beyazıt tarafından, Aydın Valisi Mir Haydar aracılığıyla, Mimar Ahmet oğlu Mehmet’e yaptırılmıştır. Kalenin ilk inşaatı tam deniz kıyısına yapılmıştır. Ancak, sonraki yıllarda denizin doldurulması sonucu bugünkü konumunu almıştır. Kale ve liman, ticaret ve savaş gemilerini kötü hava koşullarına ve düşman saldırılarına karşı korumaktaydı. Kalenin güney kapısı, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşımaktadır. Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır. Çeşme Müzesi ilk defa 1965 yılında İstanbul Topkapı Müzesi’nden getirilen silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup, 1984 yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan silahlar salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek bozulmaya başladığından, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine devredilmiştir. Aynı teşhir salonu düzenlenerek 1964 yılından beri devam eden Ildırı (Erythrai) antik şehrinde yapılan kurtarma kazılarından elde edilen eserler sergilenmektedir. Kervansaray [değiştir]1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan iki katlı kervansaray, tipik Osmanlı dönemi kervansaraylarından biridir. Bir benzeri de Kuşadası’nda (Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı) bulunan yapının mimarı, Ali Pabuççu’nun oğlu Ömer’dir. “U” biçiminde bir plana sahip olan yapının ortasında geniş bir avlu, bu avlunun çevresinde de dükkan, depo ve odalar yer almaktadır. Merdivenle birinci kata çıkılır, burası da biçim bakımından zemin katına benzer. Zamanında kervansarayın misafirleri özellikle yabancı tüccarlarmış. Bunlar mekanı ya hayvanlarıyla geceyi geçirebilecekleri bir konut ya da şehirlerde mallarını koyacak ve satacak bir yer olarak kullanırlarmış. (more…)