O Yaz

Aşk | Sevgi | Mutluluk | Hüzün | Ayrılık |

About Me

This is the place where you can put a brief summary of yourself. Or perhaps you have something to be shown off.

To completely remove this top box (i.e recent post, about me & search), head to header.php, delete everything between "TopBox: START" and "TopBox: END".

Archive for the ‘Görülesi Yerler’ Category

MANAVGAT’TAN OYMAPINAR BARAJINA

Written by admin on Eyl 20th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

MANAVGAT’TAN OYMAPINAR BARAJINA

Manavgat’tan Oymapınar Barajına doğru suyun izini sürmek

BÜYÜK VE KÜÇÜK ŞELALE, SELEUKIA ANTİK KENTİ, MANAVGAT BARAJI, OYMAPINAR BARAJI VE BARAJ GÖLÜ

Manavgat Şelalesi

(Büyük ve Küçük Şelaleler)

Her mevsim bol suyu olan Manavgat Çayı, Manavgat’ın 4 km kuzeyinde çok güzel görüntü veren bir şelale oluşturuyor. Şelale çevresi, kanallar ve setlerle düzenlenerek güzel bir mesire yeri haline getirilmiş. Kökleri ve dalları suya uzanan çınar ağaçlarının gölgesindeki mesire yerinde, sert katmanlardan hızla düşen yeşil suyu, suyun içinde direnen ağaçları, yer yer oluşan küçük anaforları izleyebileceğiniz, suyun sesini dinleyebileceğiniz lokantalar, seyir terasları, çay bahçeleri var. Yazın sıcak günlerinde suyun serinliği ve şelalenin sesi eşliğinde bir öğle yemeği yiyebilirsiniz.

Büyük Şelale’ye gelmeden, Manavgat’tan 2 km sonra, sağa Küçük Şelale yolu ayrılıyor. Yoldan 1 km içeride, çayın Küçük Şelale bölümü karşınıza çıkacak. Büyük şelaleye göre daha küçük bir yükseltiden dökülen küçük şelale çevresi de bir mesire yeri haline getirilmiş. Aynı doğal görünümün bulunduğu, biraz daha sakin olan küçük şelalede Küçük Şelale Restaurant, lokanta ve çay bahçesi olarak hizmet veriyor.

Seleukia

Manavgat şelalesinin yanından geçen ve kuzeye Manavgat ve Oymapınar Barajları’na giden yolu izlemeye devam ediyoruz. Kısa bir süre sonra, Manavgat çayına dökülen küçük bir derenin üzerinde tarihi bir su kemeri kalıntısı göreceksiniz. Çok iyi durumdaki su kemeri muhtemelen Roma döneminde, Side’ye Manavgat çayından su taşımak için kullanılmış. (Antik su kanallarının kalıntıları, Manavgat Side arasında da görünüze çarpacaktır.)

Yola devam ediyoruz. Yaklaşık 3 km sonra (Manavgat’tan 8.2 km), solda Bucakşeyhler ve Seleukia yön levhası karşınıza çıkıyor. Yol Bucakşeyhler’e kadar (1 km) asfalt. Köyün camisinin hemen önünden sağa toprak yola giriliyor. Yaklaşık 3.5 km sonra Seleukia antik kenti girişine ulaşılıyor.
(more…)


Kalkan

Written by admin on Eyl 19th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

KALKAN

Mimari yapısı ve kent dokusu fazla bozulmamış, beyaz boyalı eski evleri, dar temiz sokakları, her pencereden her kapıdan sarkan rengarenk çiçekleriyle tipik bir Akdeniz balıkçı kasabasıdır Kalkan.

Eski adı Kalamaki olan Kalkan’ın yüzyıl başlarına kadar nüfusunun ağırlıklı bölümünü Rumlar oluşturuyordu. Kent merkezindeki Kocayaka camii, eski bir Rum kilisesiydi.

Bu şirin tatil yöresi son yıllarda Bodrum’dakine benzer bir süreç yaşıyor. Kentli aydınların gözde tatil merkezlerinden biri durumuna geldi Kalkan.

Yatların konaklayabileceği ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri marinası, küçük sevimli barları, iskeledeki balık lokantaları, incik boncuk el işi satan tezgahları, dükkanları, temiz pansiyonları ve otelleriyle sıcak bir havaya bürünen kasaba gürültüden uzak, sakin bir tatil geçirmek isteyen, değişik bir atmosfer arayanlar tarafından tercih ediliyor. Kalkan geceleri de renklidir. Küçük barlardan canlı müzik sesleri sızar dışarıya. Masaların çoğu da dışarıdadır zaten. İçki eşliğinde başlayan sohbetler gece geç saatlere kadar uzar gider.

Kalkan’da gün boyu sıkılmazsınız. Kalkan içi denize girmek için pek uygun değil. Ama çevrede, dolmuşlarla gidilebilecek plajlar var. Kaş yolu üzerindeki Kaputaş plajı ve Fethiye tarafındaki ünlü Patara kumsallarını tercih edebilirsiniz. (more…)


Kaş

Written by admin on Eyl 18th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

KAŞ

Beyaz badanalı evler, Akdeniz’in maviliklerine irili ufaklı koylarla uzanmış Çukurbağ yarımadası ve yarımadanın ucundan neredeyse bir taş atımlık mesafedeki Meis adası. İşte; Kaş’a girmeden, ta yukarılardan bakıldığında gözler önüne serilen manzara bu.

Ne yazık ki şehre girildiğinde bu etki azalıyor. Son yıllarda hızlı bir yapılaşma görüldü. Hızlı ve ne yazık ki plansız. Çok katlı binalar yapılmasına izin verildi. Çukurbağ yarımadası bile neredeyse dolmak üzere.

Karşıda, Yunanistan’a bağlı Meis adasının fotoğraflarını görüyor da insan imreniyor. Bir tiyatro dekoru görünümündeki evler ve sokaklar yıllara direnmiş. Bozulmasına izin verilmemiş. Ne olurdu sanki Kaş da, diğer turizm merkezlerimiz de Meis gibi kimliği, kişiliği olan bir şehir olarak büyüseydi.

Bütün bunlara rağmen şirin bir tatil kentidir Kaş. Yapılan hataların anlaşılmasıyla çevre düzenlemesine önem verilmeye başlandı ve birkaç yıl öncenin taşlı tozlu görüntüleri büyük ölçüde ortadan kalktı.

Kaş, Antiphellos antik kenti üzerine kurulmuş. Limana inen ve şimdi Kaş’ın turistik alışveriş ve eğlence merkezi olan caddenin başındaki Lykia tipi lahit, Kaş’ın bir simgesi gibidir.

Antiphellos’un Helenistik dönemde bir liman kenti olarak önem kazandığı biliniyor. Roma döneminde de çevredeki kentler arasında öne çıkmış. Antiphellos Lykia Birliğinin üyesiydi.

Helenistik tiyatro bugün Kaş’ın batısında, Çukurbağ yarımadası yolunun üzerindedir. İyi korunmuş durumdadır. Tiyatronun kuzeydoğusunda da kentin nekropolü bulunmaktadır. Büyük bölümü kayadan oyularak meydana getirilmiş Dorik nizamda bir mezar ilgi çekicidir. Giriş duvarında kadın figürleri işlenmiştir. (more…)


Altınoluk ve Şahinderesi Kanyonu

Written by admin on Eyl 16th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

Bu defa havası, suyu ve şifalı otlarıyla sizi bambaşka bir cennete davet ediyoruz. Altınoluk ve Şahinderesi Kanyonu huzur ve sağlık arayanlar için ideal bir yer.

İsterseniz Kazdağı’na çıkıp dağ havası alın, isterseniz kanyonda dolaşın, isterseniz de kanyona girin.

İsmini çevresinde bulunan Şahinderesi Kanyonu ve altın sarısı renkteki zeytinyağından alan Altınoluk eski ismi **papazlık olan bir Rum köyü. Hemdeniz, hem de dağ turizminin birlikte yaşanabildiği bölge bol oksijenli temiz havas**ı ve dünya çapındaki zeytinyağıyla ünlü. Kazdağı eteğinde Edremit Körfezi’nin incisi durumundaki yerleşim bölgesine aşırı talep nedeniyle hayli konut yapılmış. Ancak kalabalık şehir merkezini bırakıp eşsiz güzellikteki yol tarafına bakarsanız kanyon girişi, dağ manzarası, şelale ve göletler göze, alabalık çiftlikleri ise damağınıza hitap edebilecek güzellikler sunuyor. Mayıs ayında zeytin, iğde, badem, ıhlamur, hanımeli, zambak ve kır çiçekleriyle baş döndürücü bir koku yaydıkları çiçek açma mevsimlerinde Yedigöller Milli Parkı’nı kıskandıracak güzelliğe bürünüyor.

Özellikle 610 metre yükseklikte bulunan (Fidanlık mevkii) bozuk dağ yoluna rağmen tüm yorgunluğunuzu unutturacak güzellikte şelale ve doğa yapısına sahip. Altınoluk yöre halkı etraftaki diğer köylere nazaran masada yemek yemeye intibak eden ilk köy olmuş. Altınoluklular Midilli Adası halkı ile son derece samimi temas halindelermiş. Hatta zamanın beylerinin karbeyazı gömlek yakaları kolalanmaya Midilli’ye gönderirlermiş. Yöre hanımlarının vazgeçilmez tutkularının başında ise takılar geliyormuş. Günümüzde Altınoluk aileler için tercih edilen yazlık tatil yerlerinin basında geliyor. Zengin çarşısı, cafe-bar ve çay bahçeleri şenlenirken akşam yemek sonrası başlayan piyasa gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor. Yürüyüş parkuru Altınoluk meydanı dondurmacı Vardar önünden sahil boyu ve Mendirek sonuna dek sürüyor. Plajlar ise hem ücretsiz hem de her yerden denize girme imkanı sağlıyor. Sezon sonu Eylül ayında uyuyan deniz, dipte gazete okuyacak kadar net görünüp berraklaşıyor.
(more…)


ALANYANIN YAYLALARI

Written by admin on Eyl 15th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

ALANYANIN YAYLALARI

Alanya’da turizme kazandırılan yeni bir aktivite de yayla turlarıdır. Seyahat acenteleri tarafından düzenlenen yayla turlarına, deniz, kum ve eğlence dışında bir yenilik arayan turistler ilgi gösteriyorlar.

Birbiri peşisıra hızla seyreden ciplerle yapılan safari turlarında turistler toprak yollarda toz yutmanın “keyfini” yaşıyorlar.

Alanya’nın en çok bilinen ve gidilen yaylası Gedevet-Türbelinas yaylasıdır.

Gedevet Türbelinas için Alanya merkezinden kuzeye, dağlara yönelmek gerekiyor. 23 km’lik asfalt yol çok hızla yükseliyor. Uzunca bir süre Alanya gözden kaybolmuyor. Alanya’nın panoromik manzarası çok ilgi çekicidir, en yüksek noktada durup çevreyi seyretmenizi öneririz.

Özellikle sıcak havalarda çam ve sedir ağaçlarının gölgesinde yapılan yayla yolculuğunun keyfine diyecek olmuyor.

Gedevet yayla yolu üzerinde, turistlere hizmet vermek üzere lokantalar açılmış. Ayrıca piknik alanlarıda mevcut.

Denizden 1010 metre yüksekliğindeki Gedevet’e yaklaşık 40 dakikada çıkılıyor. Gedevet’de bir apart otel ve iki lokanta var. Lokantalarda, tavuk, bıldırcın, et ve alabalık servisi yapılıyor. (more…)


Pedasa - Antik Kent

Written by admin on Eyl 15th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler



Leleg şehirlerinden günümüze en iyi korunarak kalan Pedasa’dır. Bugün buraya Gökçeler adı verilmektedir. Çevre halkı Pedasa’dan Gökçeler Kalesi diye söz eder. Yeni bir yol yapılmadığı takdirde ulaşılması güç ören yerlerinden bir tanesidir. Çırkan Köyü’ne kadar arabayla gidilir. Buradan sonra patika yolla bir saatte Pedasa’ya varılır. Rehbersiz bulunması zor bir şehirdir. Çevrede görülen kümbetleri andıran, kuru duvar tekniğiyle yapılmış, kubbeli mezarlar Pedasa’ya yaklaşıldığını anlatır. Bu mezarlar 1919-1921 yıllarında İtalyan hafirler tarafından açılmıştır. Buluntular Geometrik Devre tarihlendirilmiştir. Mezarların küçük bir girişi vardır. Kubbeli tek bir odadan ibarettir. Yerel taşlar kullanılarak bindirme tekniğiyle yapılmıştır.

Gökçeler günümüzde bazı çobanların büyükbaş hayvanlarını otlattıkları bir yerdir. Lelegler’in Pedasa’sından iç kale dışında hemen hiçbir şey kalmamıştır. Ancak, yüzeyde yapı kalıntılarının izleri görülmektedir. İç kale günümüze oldukça iyi bir durumda gelmiştir. Özellikle doğu bölümü çok sağlamdır. Dar kale kapıları kule ile takviye edilmiştir. Kale yapımında kuru duvar tekniği kullanılmıştır. İç kale yüksek bir kaya üzerine oturtulmuştur. Doğudaki kulelerden çevreye bakıldığında yer yer sur duvarları izlenebilmektedir. Şehrin güneybatısında, sur duvarlarının dışında, vadide sözü edilen Athena tapınağından günümüze birkaç taş dizisinden başka bir şey kalmamıştır.


Cunda adası

Written by admin on Eyl 14th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler


Cunda Adası

Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar “Kokuluada” anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı.
Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. “Ayışığı” anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce “Papalina var mı?” diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler de bulundurmuyor, kimileri de “yok”, diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı… Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil “lüks” deniz ürünlerini bulabilirsiniz. (more…)


Demre

Written by admin on Eyl 14th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

DEMRE

Eski Kaş yolundan gelirken Demre (Kale) ovasına bakıldığında karşılaşılan manzara şaşırtıcı olurdu. Tepeden döne döne inen bu yoldan bakıldığında ovanın devasa bir naylonla örtülü olduğunu sanırdı insan. Son yıllarda çok hızla gelişen seracılık öyle bir hal almış ki Kale içerisinde, sanki her taraf sera naylonlarıyla örtülmüş.

Kale’liler seracılıktan iyi para kazanıyorlar. Ama Demre turizm açısından da önemli değerlere sahip.

Demre’nin uluslararası plana yayılmış ünü, Noel Baba olarak St. Nicolaus’ün yaşadığı ve piskoposluk yaptığı yer olmasından kaynaklanıyor.

Patara’da zengin bir adamın oğlu olarak dünyaya gelen ve iyi bir eğitim gören St. Nicolaus gençliğinde sık sık Filistin’e ve Mısır’a seyahat etmiş. Hakkında çokça öykü anlatılır. Bir deniz yolculuğu sırasında patlayan fırtınadan onun duaları sayesinde kurtulduklarına inanır denizciler. Onun anısına Bizans döneminde İstanbul’da bir bazilika yapılmıştır. (more…)


Trabzon-Uzungöl

Written by admin on Eyl 14th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

Uzungöl bir köy, yayla ve eğlence yeridir. Turistik pansiyonları, alabalık lokantaları, küçük resort tipi otelleri ve doğal manzarası ile, az bulunur güzellikte gezi ve konaklama yeridir.
Uzungöl doğal manzara izleme, yürüme, tırmanma ve botanik (bitki örtüsü incelemeleri) turizmine uygun bir yerdir. Uzungöl’ de, bir vadi içinden akan temiz, berrak sulu bir dere, dar ve uzun küçük bir göle dökülür ve oradan taşarak akar ve Of kasabasından denize ulaşmak üzere Solaklı deresine (çayına) katılır. Bu temiz ve berrak sulu dere ve oluşturduğu göl karaçam ve diğer Karadeniz dağ ağaçlarından oluşan ormanla çevrilidir. Uzungöl’ ün bulunduğu bölge dama bulutludur. Gökyüzünün mavisi, güneş, bembeyaz bulut, yemyeşil orman ve berrak sudan oluşan manzara insanın iştahını açar. O nedenle Uzungöl’de yenen alabalık daha lezzetlidir.</SPAN>

Uzungöl doğal parkını ziyaret etmek istiyorsanız, Trabzon ilinin Of ilçesinden, 38 km güneyde ve yukarıda olduğunu belirtelim. OF’a geldikten sonra, Solaklı deresinin batı kenarından geçen, Çaykara, Dernekpazarı, Uzungöl yazılı trafik tabelasıyla işaretmiş yolu takip ederek Uzungöl’e gidebilirsiniz. Uzungöl Çaykara kasabasından hemen yukarıda ve deniz seviyesinden yaklaşık 1000 metre yüksekliktedir. Uzungöl’e giden yol daima solaklı deresinin vadisini takip eder ve yolun etrafında tipik Karadeniz iklimine göre bitki örtüsü ve buraya insanlar nasıl ev yapmışlar, nasıl oturuyorlar dedirten en az bir kaç yüz metre yukarıda yamaçlarda küçük köyler (her cami bir köy kabul edersek yamaçlarda çok sayıda köy) ve yol seviyesinden evlere mal taşımak için kullanılan küçük teleferik benzeri çelik halatlı hatlar görebilirsiniz

(more…)


Giresun - Gölyanı Yaylası

Written by admin on Eyl 14th, 2008 | Filed under: Görülesi Yerler

Giresun - Gölyanı Yaylası

Tarihi ve doğal zenginliklerle göz kamaştıran Türkiye’de, bugüne kadar çok fazla dikkat çekmemiş ve az bilinen bir çok yer keşfedilmeyi bekliyor.

Bursa-Suuçtu şelalesi

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesi yakınlarında bulunan Suuçtu Şelalesi, sahip olduğu doğal güzelliklerle tam bir görsel şölen sunuyor.

Bursa’ya 100, Mustafakemalpaşa’ya ise 20 kilometre uzaklıktaki Suuçtu Şelalesi, 38 metre yüksekten düşen suyu ve çevresindeki zengin bitki örtüsüyle adeta bir ”doğa harikası” olarak yıllardır tatilcileri kendine hayran bırakıyor.

Özellikle yaz aylarında piknikçilerin akınına uğrayan, Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü ile Orman İşletme Müdürlüğünce koruma altına alınan şelale, tatil dönemlerinde lüks otellerin yerine saklı cennetleri tercih edenler için alternatif oldu. Etrafı ağaçlarla çevrili olan şelalenin en üst noktası ise deniz seviyesinden 500 metre yüksekte bulunuyor.

Suuçtu Şelalesi, her yıl ‘’saklı cennet” arayışında olan yerli ve yabancı çok sayıda turisti ağırlıyor.

AV VE DOĞA TURİZMİ HAZİNESİ KOCAYAYLA

Bursa’nın tarihi oldukça eskilere dayanan Keles ilçesinde bulunan Kocayayla, av ve doğa turizmi ziyaretçilerini ağırlamak için gün sayıyor.

Kocayayla Gediksiret mevkisinde belediyeye ait araziye ”yap-işlet-devret” modeliyle ağaç evler inşa ediliyor. Doğayla iç içe inşa edilen ahşap evlerde, temiz ve serin havada tatil yapmak isteyen vatandaşlar konuk edilecek. Proje tamamlandığında Kocayayla, şehir hayatından sıkılıp tatilini doğayla baş başa geçirmek isteyenler için yeni bir alternatif olacak. Av ve doğa turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip Kocayayla, yakın bir tarihte doğayla başbaşa kalınabilecek yeni bir yaşam alanı olarak kapılarını açacak.

KOCAELİ’NİN ”SOĞUKSU”YU GÖZDE MERKEZLERDEN

Kocaeli’nde merkeze bağlı Bahçecik beldesindeki Soğuksu Piknik Alanı, körfezin tamamını kapsayan manzarası, temiz havasıyla ziyaretçilerine ağaç altında piknik yapma imkanı sunuyor. Bölgeye ismini veren su ise mide rahatsızlıklarına iyi geliyor.

Kandıra’ya 8 kilometre uzaklıktaki Babaköy’ün sınırları içinden akan dereden adını alan Sarısu ise derenin Karadeniz’le birleştiği yerde bulunuyor.

Ağaçlar arasından süzülerek gelen Sarısu deresinde sazan, tatlı su levreği ve çeşitli tatlı su balıkları yetişiyor. Sarısu, bir kilometre uzunluğundaki kumsalı ve berrak deniziyle doğa ile baş başa kalmak isteyenlere eşsiz güzellikler sunuyor.

Gebze’ye bağlı Tavşanlı Köyündeki tabiat parkı ve doğal sit alanı ilan edilen Ballıkayalar Vadisi de 1,5 kilometre uzunluğunda, 40-80 metre genişliğinde. Dağcıların tırmanış yaptıkları Ballıkayalar Vadisi, kireç taşlarının erimesi sonucu gelişen jeomorfolojik şekilleri ile karstik bir boğaz şeklinde.

Gölcük ilçesindeki Beşkayalar Tabiat Parkı ise birinci derece doğal sit alanı. İzmit’e 24 kilometre uzaklıktaki Beşkayalar’daki 1154 hektarlık sahanın 1057 hektarı ormanlık alandan oluşuyor.

KOYLARI VE DOĞASIYLA KARABURUN

İzmir’in en küçük ilçesi Karaburun, yapılaşmanın görülmediği birçok koyu ve doğasıyla, Türkiye’nin bilinmeyen cennetleri arasında yer alıyor.

İzmir ile arasındaki 130 kilometrelik yolun keskin virajlarla örülü olması nedeniyle ulaşım sorunları bulunan Karaburun, yarımada üzerindeki 1 belde ve 13 köyün merkezi konumunda.

Güneyde Datça Yarımadası’na benzer coğrafi yapısıyla gizli cennetleri barındıran Karaburun Yarımadası, doğa harikası koy ve plajları bünyesinde barındırıyor. Karayoluyla ulaşımın olmadığı birçok koyu sadece tekne turlarıyla görmek mümkün. Bölge, bu özelliğiyle yaz sezonunun en canlı döneminde bile tenha kalmayı başarabiliyor.

Karaburun merkezindeki ikisi mavi bayraklı dört plajın yanı sıra, merkezden uzaklaştıkça sakinleşen Esendere, Saipaltı, İğdealtı, Büyükkent, Dolungaz, Yıldızkent, Akçakilise, Yeniliman ve Kumbükü plajlarına sahip bulunuyor. Açık denize bakması nedeniyle çevrenin en temiz denizine sahip Karaburun, balıkçılık ve dalış turizmi konusunda önemli potansiyeller barındırıyor.

İlçede turizmi hareketlendirmek amacıyla yapılan çalışmalar kapsamında bu yıl temmuz ayında 50 yıl aradan sonra ilk kez İzmir Karaburun arası denizden seferler başlatıldı. Ayrıca Karaburun Belediyesi de ilçenin yurt dışı tur operatörlerine tanıtımı için bir çalışma başlattı.

DİKİLİ’DE BAKİR KOYLAR

İzmir’in Dikili ilçesi de turistik yapılaşmanın diğer merkezlere göre daha az olduğu bölgeler arasında yer alıyor.

İzmir’in 120 kilometre kuzeyinde Bergama ilçesinden sonra gelen Dikili, yapılaşmanın görülmediği koy ve plajlara sahip. Turistik potansiyelini çok iyi kullanamayan ilçe, daha çok Dikili Limanı’nın getirdiği ticari hareketlilik ve jeotermal potansiyeli nedeniyle seracılıkta ön plana çıkıyor.

İlçenin en turistik beldesi olan Çandarlı’da ise genelde ikinci konutlar bulunuyor. Turizm yatırımcıların son yıllarda ilgi göstermeye başladığı Çandarlı’da Danimarkalı bir yatırımcı grubun büyük çaplı tatil merkezi yapacağı belirtiliyor. İlçedeki 2 bin 489 olan toplam yatak sayısının yakın zamanda artacağı ifade ediliyor.

İzmir ve çevresinde ikinci konutların yoğunluğu nedeniyle ön plana çıkamayan Seferihisar ilçesi de bakir turistik koy ve plajlara sahip.Ürkmez, Doğanbey ve Payamlı beldelerine sahip ilçe, bir süre önce İzmir’in metropol ilçesi haline geldi.

İlçenin turistik bölgelerinden Sığacık köyü ise devam eden büyük kapasiteli otel inşaatları ve yat marinasıyla, geleceğin turizm merkezleri arasında kabul ediliyor.


  • Sponsor Bağlantılar

  • Son Yorumlar

  • Takvim

    Kasım 2008
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Eyl    
     12
    3456789
    10111213141516
    17181920212223
    24252627282930
  • Arşivler

  • Sayfalar

  • HepsiBurada