O Yaz

Aşk | Sevgi | Mutluluk | Hüzün | Ayrılık |

About Me

This is the place where you can put a brief summary of yourself. Or perhaps you have something to be shown off.

To completely remove this top box (i.e recent post, about me & search), head to header.php, delete everything between "TopBox: START" and "TopBox: END".

Archive for the ‘Plajlar’ Category

Antakya Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Anadolu’nun güneyinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır vilayetlerinden biri olan Hatay ilinin yönetim merkezi Antakya, 36 10′ kuzey enlemi ve 36 06′ doğu boylamı ile yurdumuzun en güneyinde yer alan kent niteliğindeki yerleşme merkezidir.

Akdeniz iklim bölgesinin doğu ucunda, kıyıdan 22 km. kadar içerde olar kentin denizden yüksekliği yaklaşık 80 m.dir. Kuzeyde Amanos Dağları (Nur Dağları) ile güneyde Kel Dağ (Cebel-i Akra) arasında kalan Aşağı Asi Vadisi’nin başlangıcında, Kel Dağı’nın kuzeydoğusunda, 440 m. rakımlı Habib-i Neccar Dağı’nın eteklerindedir. Kentin kuzeydoğusuna doğru gelişen ve Hatay çöküntü alanının ortasında yer alan Amik Ovası, zirai potansiyeli çok yüksek kalın bir alüvoyal toprak tabakası ile kaplı olup, aynı zamanda ilin en büyük toprak düzlüğünü oluşturur.
Başta Asi Nehri olmak üzere, Karasu ve Afrin Çayı ile beslenen Amik Ovası’nda, yakın zamanlara kadar Amik Gölü adı ile bilinen bir göl vardı. Ancak uzunluğu 16 km., genişliği 10 km. olan gölün ve göl çevresindeki bataklıklarla beraber 310 km2′yi bulan arazinin bir bölümünün kurutulması ile göl kayboldu. DSİ tarafından yürütülen ve 1955 yılında başlayıp 1980 yılında tamamlanmış olan kurutma işlemi sonucunda elde edilen zirai verimi yüksek topraklar çiftçilere dağıtılarak tarıma açılmıştır.

Antakya’nın ortasından geçen ve ovanın kurutulması çalışmaları sırasında nehir yatağının kentin içinden geçen kısmı ıslah edilerek düzgün bir kanal haline getirilmiş, Antik Çağ’ın Orontes’i olan günümüzün Asi Nehri’nin kaynağı, Lübnan Dağları’dır.
Amanoslar ile Keldağ arasında bir yatak oluşturan Asi Nehri’nin toplam uzunluğu 380 km. olup, nehrin büyük bölümü Suriye toprakları içinde bulunmaktadır.
Kuzey yönünde yaklaşık 30 km. boyunca Türkiye-Suriye sınırını oluşturacak şekilde akan Asi Nehri, topraklarımıza girdikten sonra batıya döner ve bugün hemen hemen tümü kurutulmuş olan Amik Gölü’nün ayağı Küçük Asi ile birleştikten sonra güneydoğu doğrultusuna yönelir ve yaklaşık 40 km. sonra Samandağ’ın güneyinde bir delta oluşturarak Akdeniz’e kavuşur. Antik çağda küçük tonajlı nehir gemilerinin seyrüseferine imkan veren ve Antakya’yı asırlar boyu Akdeniz’e bir su yolu ile bağlanmış olan Asi Nehri’nin bugün akıttığı ortalama su miktarı, kentin içinde 5.04 m3/sn.dir. Asi’nin Antakya içinden geçen ve bir kanal haline getirilmiş olan yatağı, yaklaşık 2 km. uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğindedir.
Kentin kuzeydoğusunda, üzerinde Demir Kapı’nın yer aldığı, St. Piyer Kilisesi yakınından geçen ve bir sel yatağı niteliğinde olan Hacı Kürüş Deresi ile güneybatıdaki Hamşen Deresi (Memekli Köprü’nün altından ve kışlanın yanından geçen) Habib Neccar Dağı’ndan doğarak Asi’ye doğru akan iki önemli su yatağıdır.

XIX. yüzyıldan beri nehrin karşı tarafında, kuzeybatıdaki düzlüklerde kurulan yeni mahallelerle büyüyerek kendi mimari karakteri içinde gelişen Yeni Antakya’yı nehir ile Habib Neccar Dağı arasında kalan Eski Antakya’ya bağlayan dört köprüden üçü, bulundukları yer ve malzemeleri itibariyle tamamiyle yeni köprülerdir. İçlerinde en eskisi olan dördüncü köprü ise asırlarca yaya ve araç trafiğine hizmet etmiş olan eski köprünün bulunduğu yerde, modern malzeme kullanılarak inşa edilmiş, yeni bir köprüdür.
Amik Gölü’nün Asi Nehri aracılığı ile kurutulması projesi çerçevesinde, Asi’nin genişletilmesi ve yatağının taranması çalışmaları sırasında kentin Roma Çağı’ndan beri ayakta duran bu ünlü taş köprüsü (ki Diocletian zamanında yapıldığı tahmin edilir), 1972 yılında Hunharca ve acımasızca yıkılarak yerine bugünkü betonarme köprü inşa edilmiştir.
Tepelerin zirvelerine tırmanarak kenti çepeçevre saran sur kalıntıları ve kalesiyle kentin adeta simgesi olan ve eteklerinde Antakya’nın kurulu olduğu Habib Neccar Dağı, kenti güneybatı-kuzeydoğu istikametinde sınırlayan bir dizi tepelerin oluşturduğu doğal bir engeldir.

Antik Çağdaki ismi Silpius olan Habib Neccar Dağı’nı da içine alan Keldağ sırası, altyapı serpantin ve gabro gibi yeşil renkli kütlelerin oluşturduğu, üst kısımlarda ise bazalt ve kalkerin hakim olduğu jeolojik bir yapıya sahiptir. Habib Neccar’ın kuzeybatı yamaçları, genç fayların dik basamaklar oluşturduğu parçalanmış, arızalı yüzeyler halindedir.

Antakya ve civarında Akdeniz iklim tipi egemendir. Bu nedenle kentte yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Ancak, kıyı şeridi ile dağların arka kısımları ve yükseltisi fazla olan yerler arasında iklim koşullarındaki bölgesel farklar nedeniyle Antakya’daki iklim koşulları kıyı şeridine kıyasla biraz farklılık gösterir. Bu nedenle sıcaklık, kıyılarda yüksek değerlerde kalır. Yazların, kıyı şeridine kıyasla daha serin geçmesinin bir nedeni de en sıcak ortalamaların kaydedildiği ayların aynı zamanda, Antakya’da rüzgarın en hızlı estiği ve en çok esme sayısına ulaştığı aylar oluşudur.
Antakya’da yıllık sıcaklık ortalaması 18.2 derecedir. En yüksek sıcaklık 26 Ağustos 1962′de 43.9 derece, en düşük sıcaklık ise 15 Ocak 1950′de -14.6 derece olarak kaydedilmiştir. Yılın 148.2 günü açık, 156.2 günü bulutlu, 60.5 günü kapalı geçmektedir. Antakya’da yaz günleri ortalaması yılda 172 gündür. Kış günü genellikle görülmez. Donlu günler yıllık ortalaması 7 gün, karlı günler yıllık ortalaması ise 0.9 gündür. Antakya’da yıllık ortalama nem oranı %69′dur.
Antakya’da kış aylarında en yüksek değerlere ulaşır. Sonbahar ve ilkbahar daha az yağış alan aylardır. Temmuz ve Ağustos aylarında hiç yağış almayan Antakya’da yıllık yağış ortalaması 1173.4 mm.dir. Özellikle bahar aylarındaki sağanaklar meşhur olup kısa bir süre içinde kentin sokaklarını dereler haline getirir.


Amasra Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

AMASRA’NIN TARİHİ Amasra yada tarihte bilinen ilk adıyla Sesamos şehri, M.Ö XII. Yüzyıla kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Bu dönemde bölgede görülen Gasgas ve Hitit egemenliğinden sonra şehir, Fenikelilerce ticari amaçlara yönelik bir koloni olarak kullanılmıştır. Kısa süren Fenike hakimiyeti sonrasında İon kolonizasyon hareketleri ile şehir Miletli ve Megaralı denizcilerce ele geçirilmiş ve kısa zamanda tüm Batı Karadeniz sahilinin önemli bir ticari çekim merkezi haline gelmiştir. Özellikle bölgenin zengin orman ürünleri (başta şimşir, meşe palamudu, kestane olmak üzere) ticaretin gelişmesinde en önemli etkendir. (more…)


Alçatı Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

(more…)


Alanya Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Türk toprağı olan Anadolu şehirlerinin birincisi Alaya beldesine geldik. Bu iklim dünya iklimlerinin en güzelidir. Ahalisinin yüzleri pek güzel ve elbiseleri temiz ve yemekleri nefistir. Bu memleketin adetine göre haftada bir defa ekmek pişirilir ve bir hafta yetişecek kadar hazırlanır. Erkekleri, ekmek pişirildiği gün, bize sıcak ekmekle gayet nefis yiyecek hediye ederler ve ‘bunu size kadınlar yolluyorlar, sizden dua istiyorlar’ derlerdi. Biraz önce zikrettiğim gibi Alaya deniz kıyısında büyük bir beldedir. Türkmenler’le meskundur. Oraya Mısır, İskenderiye ve Şam tacirleri gelirler. Kerestesi çok miktarda İskenderiye, Dimyat, Mısır şehirlerine ihraç olunur. Beldenin üst tarafında acib ve meni bir kalesi vardır ki Sultanı muazzam Alaettin Rumi’nin eseridir.” 1332 yılında Alanya’ya gelen Tancalı seyyah İbni Batuta şehir hakkında bunları yazar seyahatnamesine. Aradan geçen yaklaşık 700 yıla rağmen İbni Batuta’nın Alanya hakkında yazdığı şeylerin hiçbiri değişmemiş. Alanya’nın denizi ve güneşi hâlâ güzel, yemekleri hâlâ lezzetli, insanları hâlâ misafirperver. (more…)


Akyaka Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Senede bir kaç defa İstanbul’dan Marmaris’e yelken yapmaya giderim. Büyük şehrin beton gökdelenlerinden kaçıp, denizin sadece yeşil tepelerle sınırlandığı cennete gitmek, dünyanın en büyük keyiflerinden biridir benim için. Oldum olası uzun otobüs yolculuklarını sevmişimdir ama Marmaris’e giderken yaptığım yolculukların tadı bir başkadır. Selçuk civarında verilen son moladan sonra, Menderes ovasının kıyısını sıyırıp Aydın’dan Muğla’ya doğru saparız. Buradan itibaren içimi bir kıpırtı sarar. Muğla’da indi-bindi yapılırken geçirdiğimiz o bir iki dakika bile gözüme fazla gelmeye başlar. Buradan tatlı tatlı tırmanır yol Sakar Tepesi’ne doğru ve sonunda, İstanbul’dan beri hayalini kurduğum dünyanın en güzel manzarası bir anda yayılıverir gözlerimin önüne.

Yılın dokuz ayı güneşli
Tam altımızda yemyeşil bir ova, ovayı enine dümdüz kesen koyu yeşil bir hat, açıklı koyulu, ekili sürülü tarlalar, yazın başına kadar zirveleri karlı dağlar ve hepsinin sonunda masmavi bir körfez. Canım Gökova’m! Virajlardan kıvrıla kıvrıla ovaya doğru inerken bir yandan çayımı yudumlarım diğer yandan da manzaranın her karesini zihnime kazırım. Ovaya indiğimizde ise otobüsümüz okaliptüs ağaçlarıyla gölgelenen eski Marmaris yoluna paralel bir şekilde yoluna devam eder ve Gökova’nın muhteşem görüntüsü yavaş yavaş kaybolur ardımızda. Bu geçiş birkaç dakika sürer sadece ama ben bu kısacık süre içinde dahi pirimiz Sadun Boro’ya hak vermeden edemem. O değil mi yedi düvelde yelken basıp sonra da “En güzeli burası” deyip Gökova’ya yerleşen!
İşte tam da Sakar Tepesi’nin bitip yolun Marmaris’e doğru uzandığı noktada sağa doğru devam eden yolun hemen başında bir levha dikkati çeker: Akyaka. Sırtını dağlara yaslamış, çam ormanlarına sakladığı güzelliklerini yavaş yavaş sunan Akyaka ovaların, dağların ve denizin mükemmel birlikteliğini anlatır. Thomas Hardy’nin ölümsüz eseri ‘Çılgın Kalabalıktan Uzak’ konu olarak olmasa da ismen Akyaka’yı en iyi anlatabilecek başlıktır bence. Burası, kafa şişiren müziklerden bunalanların, sokaklarda omuz omuza yürümekten kaçanların, metrekareye beş kişinin düştüğü güneşlenme iskelelerinden hoşlanmayıp da denizin ve rüzgarın sesini çam ağaçlarından dinlemeyi sevenlerin geldikleri bir yeryüzü cennetidir.
Yılın dokuz ayının güneşli geçtiğini anlatır hep Akyakalılar. Kışın bile, yağmur yağsa da ardından hemen güneş açarmış. Hatta derler ki, bazen tavla oynarlarken, yağmur yağdığı için içeride başlayan oyun, iki oyun sonra, yağmur durup da güneş açınca mutlaka dışarıda bitermiş. Bir de oralarda Deli Memed denilen serin bir rüzgardan bahsederler. En geç iki haftada bir başlayıp öyle bir esermiş ki, hem havayı serinletir hem de bazen ortalığı birbirine katarmış.

Eski Marmaris yolu ve okaliptüs ağaçları.
Roma’dan Osmanlı’ya
Bugünkü Akyaka’nın yerinde çok eskilerde, adını Karia dilinden alan İdima kenti varmış. Tam olarak kuruluş tarihi bilinmese de Anadolu’nun genel kronolojik tarihini takip eden olayların etkisi bu sakin şehre kadar gelmiş. MÖ 546′da bütün yöre Pers orduları tarafından işgal edilmiş. Ancak tarihi kaynaklara göre bu işgal İdima’nın ne dilinde ne de yerleşik kültüründe kalıcı bir iz bırakmış. Tüm bölge MÖ 484-405 yılları arasında Atina önderliğindeki Delos Birliği tarafından yönetilmiş ancak İdima bu birlikten MÖ 440 yılında ayrılmış. Kendi parasını basmış ve yörenin geleneklerine uygun şekilde bu paranın bir yüzünü çoban tanrı Pan ile süslemiş. MÖ 200 yılları civarında Rodos’a bağlanmış ve I. yüzyıl sonlarında Roma kenti olmuş. Bizans dönemi hakkında çok fazla bir bilgiye sahip değiliz. Ancak 13. yüzyıl sonunda Türkler bölgeye hakim olmuş ve Menteşe Beyliği’ne bağlanmış bütün Gökova.
Bugün şehrin tarihine ışık tutan kalıntılar arasında MÖ 4. yüzyıla tarihlenen kaya mezarlarıyla, aynı döneme ait sarnıç ve duvar kalıntıları var. Ortaçağ kalesinin kalıntıları ise Bizans devrinde de buranın önemli bir yerleşim noktası olduğunu ispat eder. İnişdibi Mahallesi’nde 1922 yılında ortaya çıkarılan mozaikler ise Roma devrinde yapılmış.
Ula tarzı mimari
Akyaka’yı bu kadar özel kılan en büyük etken, doğasının eşsiz güzelliğinin yanı sıra o güzelliği tamamlayan Ula tarzı mimarisidir. Ula doğumlu Nail Çakırhan’ın, 80′li yılların başında burada yaptırdığı, zarif işlemelerle bezeli ahşap balkonlu, iki katlı harika evi öylesine beğenildi ki, 1983 yılının meşhur Ağa Han Mimarlık Ödülü’ne layık görüldü. 1998 yılında da bu müze-ev bir kültür ve sanat merkezi olarak hizmete girdi. Bunun ardından orada yaptırılan evler, pansiyonlar hatta büyücek oteller dahi aynı tarzı benimsedi.
Akyaka’nın bir de büyük şehirlerden buraya gelip yerleşenlerle, yerli halkın el ele vererek kurdukları harika bir derneği var. 1991 yılında kurulan Gökova-Akyaka’yı Sevenler Derneği, aslen Alman vatandaşı olan Heike Thol Schmitz başkanlığında, hem doğal hayatın hem de tarihi ve mimari değerlerin korunması konularında, çok ciddi ve kapsamlı çalışmalar yapıyor.

Akyaka limanı.
Leziz balıklar, enfes koylar
Akyaka’nın kendi plajı, şehir merkezinden fazla uzaklaşmak istemeyenlere hasır şemsiyeler ya da palmiyeler altında dinlenme fırsatı verirken, Azmak Suyu da bütün Türkiye’nin belki de en lezzetli balıklarının sunulduğu balık lokantalarıyla ağzının tadını bilenleri mutlu eder. Dilerseniz derede kanoyla gezip tatlı su balıklarını seyredebilir ya da bir lokantada yemek yersiniz.
Buralara kadar gelip de Gökova’da bir tekne turuna katılmamak olmaz. Nitekim Akbük, İngiliz Limanı, Okluk Koyu ve tabii ki Kleopatra Adası olarak da bilinen, inci tanesine benzeyen kumuyla meşhur Cedriai adasını gezerken zaman dursun istiyor insan. Lacivertle mavinin her tonu yeşilin en güzeliyle birleştiğinde ortaya çıkan manzara, artık kalmadığını sanıp da arkasından ağıtlar yaktığımız eski zaman karelerini andırıyor. Aslında haksız da değiliz ağıtlar yakmaya, zira elimizde kalanların belki de en sonuncusu burası. Üstelik tam da kalbine kocaman bir hançer gibi saplanmış termik santral bacasıyla, Gökova da ağıtlarımıza eşlik ediyor.
Akyaka tarihiyle, doğasıyla, mimarisi ve insanıyla olağandışı bir birliktelik yakalamış, gerçek bir cennettir. Konuğu olup da büyüsüne kapılmamış kimseye rastlamadım henüz. Bir ara siz de uğrayın… Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Nasıl gidilir
En yakın havaalanı Dalaman 67 km uzaklıkta. Havaalanından minibüslerle dört yola gelip, oradan taksiyle Akyaka’ya ulaşabilirsiniz. Arabalıysanız Muğla-Marmaris D550 karayolunun 30. kilometresinde bulunan Sakar Geçidi’nden iner inmez sağa sapın.
Nerede kalınır
Yücelen Otel Gökova 4*: Klimalı odaları, açık ve kapalı yüzme havuzları, özel plajı ve restoranlarıyla bölgenin en donanımlı tesisi. +90 252-243 51 08 www.yucelen.com.tr Club Çobantur: Sakin ve muhteşem manzaralı bir koyda hizmet veren butik otelde dağ bisikleti, kano ve tekne gezileri yapılabiliyor. Eski İskele Mevkii +90 252-243 45-50 www.cobantur.com Hotel Engin: Deniz kenarında, 15 odalı küçük bir otel. +90 252-243 56 09 www.enginhotel.com Sezgin Apart: 6 dairesi olan yeni bir tesis. Uzun dönem konaklama için ideal. +90 252-243 40 12
Nerede ne yenir
Halil’in Yeri: 1966dan beri Azmak’ta hizmet veren restoran sadece deniz ürünleriyle değil, aynı zamanda köy kahvaltısıyla da meşhur. 0252-243 51 73. Kordon Restaurant: Ahtapot Izgarası ve kıyma, kaşar, ceviz ve kuşüzümü ile hazırlanıp kızartılan Hoca Böreği ile meşhur. 0252-243-52 51. Cennet Restaurant: Özellikle balık çeşitleri ve deniz ürünleriyle ünlü. 0252-243 55 96.
Aklınızda bulunsun…
* Yola çıkmadan önce www.akyaka.org sitesini mutlaka ziyaret edin. Şanslıysanız derneğin düzenlediği etkinliklerden birini yakalayabilirsiniz.
* Bahar aylarında yolunuz düşerse, yakındaki şelaleleriyle meşhur Ula Kanyonu’nu da mutlaka gezin. Yanınıza bir rehber almayı unutmayın.
* Tatilinizi mümkünse hafta içine denk getirin. Hafta sonunda civar koylar ve plajlar epeyi kalabalıklaşıyor.


Akdamar Tatil Yeri

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Van Gölü’nün Türkiye’nin en büyük gölü olduğunu bilmeyen Türk vatandaşı var mıdır? Peki kaç kişi bilir her mevsim, hatta günün her saati başka renkte parıldadığını yükseklerdeki bu berrak suların? Dört bir yandaki karlı dorukların resimlerini bir kez daha, bu kez kendi yorumuyla çizer bu koca su kütlesi. Dalgaların bıkıp usanmadan kıyılarına vurduğu adaları da bu tabloya dahil eder. Akdamar Adası bu adalardan en görkemli olanı. Gölün güney kıyısına 4 km uzaklıkta ve Gevaş’ın kuzeydoğusuna düşüyor. Gevaş İskelesi’nden 15-20 dakikalık bir tekne yolculuğuyla ulaşılan ada hem doğa hem de tarih anlamında eşsiz. (more…)


Maldiv Adaları Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Resmi adı: Maldiv Adaları Cumhuriyeti

Başkenti: Male (Nüfusu: 61.000)


Küba Varadero Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Aşk ve İhtilaller Ülkesi” Küba topraklarına ayak bastığımızda neredeyse gün batıyordu.


İstanbul Şile Plajı

Written by admin on Mar 2nd, 2008 | Filed under: Plajlar

Şile, İstanbul iline bağlı bir ilçedir. Marmara Bölgesi’nin kuzey doğusunda, Karadeniz kıyısındadır. Doğuda Kandıra, güneydoğuda Derince, güneyde Pendik ve Gebze, güneybatıda Ümraniye ve batıda Beykoz ilçeleriyle çevrilidir.